Au Revoir Madame Claudette

Perşembe, Temmuz 16, 2026

Bu kasabada panjurlar süs değildi. Açıldığında “yaşıyorum”, kapandığında “dinleniyorum”, hiç açılmadığında ise “imdat!” demekti.

Claudette inatla, eve gelen yardımcıları istemiyordu. O hâlâ yan komşularının varlığını yeterli görüyordu. Katarakt hastası Josette ve her sabah aynı saatte işe giden mühendis Bruno’yla eşi Adeline’e güveniyordu. Onların varlığı, evinde yalnız kalabilmesi için şimdilik yetiyordu. İnsan, tanıdığı yüzlere yaslanmak isterdi.

Postacı Michel de bu güven düzeninin içindeydi. Zincirleri yağlanmamış, gıcırtısı gelişini ta sokağın ucundan belli eden sarı bisikletiyle her gün saat dokuzu yirmi geçe panjurun önünde durur, iki dakika soluklanırdı. Hava sıcaksa biraz şikâyet eder, soğuksa daha fazla ederdi. Şikâyet kültürüydü bu toplumu birbirine bağlayan. Birkaç faturayı, yirmi yıl önce satın alınan gece mavisi deri koltukların mobilya mağazasının istikrarlı reklam broşürlerini, bir de yılda bir gelen ev vergisini bırakmayı da ihmal etmezdi. Panjurlar açıksa Madame Claudette’e teslim eder, yoksa ertesi güne saklardı. Kapısına bırakmak olmazdı. Mektubun kendisinden çok edecekleri muhabbet önemliydi. Bu broşürler Claudette’e eşini hatırlatır, onu mutlu ederdi. Üzerlerinde hâlâ “Madame et Monsieur Gaillard” yazması sanki kocası birazdan fırından dönecekmiş gibi bir his bırakırdı onda.

“Bonjour Madame Gaillard.” derdi Michel, sarı bisikletini gece mavisi panjurun yanındaki kırmızı duvara dayadıktan sonra. “Havalar yine soğumaya başladı.” Bu cümlesi Claudette’i yılsonu bayramlarına, sessiz akşamlara, bu sene de baş başa kalacağı çam ağacının sahte refakatine hapsederdi.

Sarı yaprakların kaldırımları süslediği cümbüşe inat, suratını asmış gri gökyüzüyle kaplı mahallede herkes aynı şeyi fark etti. Gece mavisi panjurlar açılmamıştı. Saat dokuz buçuktu, sarı bisikletin gıcırtısı da sokağın sessizliğine teslim olmuştu. Claudette’in elektrik faturası, sarı bisikletin ön sepetinde yarını bekleyecekti. Yağmur başladığında panjurlar hâlâ kapalıydı ama kimse gidip kapısını çalmaya cesaret edemiyordu. Çocuklar okul yolunda yavaşlamış, köpek gezdiren yaşlı adamlar birbirlerine gözleriyle sormaya başlamıştı: “Madame Claudette? O iyi mi acaba?”

Aynı soru Postacı Michel’in de gün boyu zihnini işgal edecekti. Hatta arka sokakta tahlil sonucu bekleyen Madame Paulette’yi bile düşünemedi o gün. Paulette, elma yeşili panjurlarını her zamanki gibi gün doğumundan yarım saat önce açmıştı. Bu kasabada panjurlar yalnızca ışığı değil, bir kalbin ritmini de gösterirdi.

Monsieur ve Madame Gaillard, kahverengi tonlu panjurlardan, bir de örümcek ağından nefret ederlerdi. O yüzden panjurların rengini yirmi sene önce gece mavisi seçmişlerdi. Ne zaman güneş açsa örümceklere gün doğardı. Claudette annesinden öğrendiği fesleğen, biberiye ve nane karışımını güneşli günlerde sıkmayı ihmal etmezdi. Komşusu Adeline’in öğretmenlikten kalan kısıtlı vaktinde, onun aksine beyaz sirkeyle bu işi görmesini de kınamıyor değildi. “Ce n’est plus que c’était hein.” diye haykırmasının haklı bir gerekçesi vardı. Bu söz, geçmişin hakkını savunur gibi havada kalırdı.

Üç ayda bir gelen aile doktoruna da aynı şekilde yakınırdı. Savaşın küllerinden doğan otuz yıllık bolluk çağındaki sağlık sistemini özlemle yad eder; eski doktorunu, uzun muayeneleri anlatırdı. Eski aile doktorunun mucizevi reçetelerini övdüğü sırada genç hekim genel muayenesini yapar, ilaçlarını yeniler ve biraz da yaşadığı çağı sorgulama fırsatı bulurdu. “Refahın otuz yılı” denen o dönemdeki doktorların günde on hastaya hakkaniyetle baktığını düşündükçe kendisinin günde otuz beş hastalık ajandasını haksızlık addetmemesi imkânsızdı. Hekim derin bir iç çektikten sonra, eve yardımcı gönderme teklifini her zamanki gibi dirençle reddeden Claudette’i tekrar ikna etmeye çalışırdı. Her ne kadar hastası kendini korumak için evdeki eşyaları sadeleştirmiş olsa da genel durumu yalnız yaşamasını riskli gösteriyordu. Claudette, geçen yıl bir terlik yüzünden düşerek kalçasını kıran arka komşusunun akıbetini yaşamak istemezdi elbette ancak eve yabancı birinin girip çıkmasını da istemiyordu.

Okula giden çocuklar ve köpeğini gezdiren emekliler onun hangi saatte panjurları açtığını bilirdi. Kim, ne zaman geçecekse bunu bilerek geçerdi, ona göre selam verirdi. Yazılı olmayan bir anlaşmaydı bu.

Ertesi gün de panjurlar açılmadı. Bulutlar ağırdı. Güneş yoktu ama örümcek ağları panjurların köşelerine kurulmaya başlamışlardı. Ne lavanta ne de fesleğen artık engeldi onlara. Bahçesindeki düzen ve kusursuz çiçekler de gece mavisi panjurların tozlanan akıbetine uğramak istemiyordu.

Üçüncü gün, sarı bisikletin gıcırtısından kırk beş dakika sonra siren sesleri yankılanmıştı sokakta. Onu beş geçe kapı önünde üç çift siyah çizme dikildi.

Bir saat sonra o ses de uzaklaştı. Panjurlar açılmadı.

Dördüncü gün postacı bisikletini durdurmadı.

Sonra mahalle öğrendi.

Sessizce, ayrıntısız, yüksek sesle söylenmeden.

Beşinci gün belediyeden gelen iki görevli gece mavisi panjurların önünde uzun süre durdu.

Altıncı gün Adeline, pencere pervazına bir demet lavanta bıraktı, Josette bahçedeki fesleğenleri suladı. Bruno her sabah işe giderken göz ucuyla hâlâ kapalı duran o panjurlara baktı; artık o görüntüde bir eksiklik değil, bir süreklilik görüyordu. Çünkü bazı sessizlikler ölümü değil, tamamlanmış bir hayatı anlatırdı.

     Mahallede  panjurların açılış kapanış ritmiyle hayata bağlanan bir ruh ve ahenk vardı. Ev inşa eden hayat dolu her çift ölümsüzlüğe meydan okurcasına panjur renkleri seçerdi. Çoğu yerde olduğu gibi bu kasabada da aslında panjurlar süs değildi. Açıldığında “yaşıyorum”,  kapandığında “dinleniyorum”,   hiç açılmadığında ise “imdat” demekti.

Madame Claudette’in panjurları bir daha açılmadı. Mahalle bunu bir kayıp gibi değil, yerini bilen bir veda gibi yaşadı. Ve herkes, tek bir bakışla, fısıltıyla uğurladı onu:

“Au revoir Madame Gaillard, au revoir Claudette.”


Telve'nin 19. sayısını okumak için tıklayın. 

Telve'nin tüm sayılarını okumak için tıklayın. 

 


İlgili Haberler

telve
Telve

Bu kasabada panjurlar süs değildi. Açıldığında “yaşıyorum”, kapandığında “dinleniyorum”, hiç açılmadığında ise “imdat!” dem

Perşembe, 16 Temmuz 2026

yurtdisi-vatandaslar
Yurtdışı Vatandaşlar

YTB Yayınları tarafından, Türkiye ile Belçika arasında imzalanan İş Gücü Anlaşması’nın 60. yılı vesilesiyle ve Belçika’daki T

Perşembe, 16 Temmuz 2026

duyurular

Salı, 07 Temmuz 2026