Haz Çağı

Salı, Ocak 24, 2023

Bugün göğü ve doğayı seyretmek, terapi olarak uygulanırken öte yandan hızın içine karışmış bunca benlik, doğada kendisini bulma çabasından vazgeçmiştir. Hız ve haz birbirine bağlıdır. Hızlı olan yutar, derdini, hüznünü unutturur. Eğitici olan hüzün ve dertlerimiz ise hızın içerisinde bizde gereken etkiyi yaratamaz.

Son yıllarda zaman daha hızlı geçiyor. Yaşlılarımız da zamanda bereketin kalmadığını söylüyor. Bu bir yanılsama da olabilir. Şu gerçek ki gençlerimiz, anlarda asılı kalma korkusu yaşıyor. Anı uzatmak, teknolojiden biraz daha uzak kalmak demek olduğundan bir an önce o büyüleyici ekrana kavuşmanın delici hasreti beyinlerini kemiriyor. Sürekli bir akış içerisinde, belki farkında olmadan bir kendinden kaçış söz konusu. Zaman ekranlar önünde akıp giderken dışarıdaki hayatın acelesizliği dikkatlerden kaçıyor.

Kültürümüzde, yavaşlığın aşina olduğumuz melodisinde ara sıra hızlanmak da var. Hayırlı işler hızlı yapılır. Yola erken çıkılır. İş yarına bırakılmadan bitirilir. Ancak yavaşlık sekteye uğratılmaz. Zamanı gelmeden ekinler biçilmez. Acele etmenin iyi sonuçlar getirmeyeceğine inanılır. Örneğin hat sanatı da sabrın ve yavaşlığın önemli olduğu bir kültürel değerimizdir. Bugün bile hüsnühattı öğrenmek isteyenlerin önce sabırlı olup olmadığına bakılır. Böyle bir kültürün insanı hızın çarkına kapılarak göğü seyretmeyi unutmamalı.

Tefekkürde bir yandan yavaşlamaktır diyebiliriz. Düşünmeye vakit ayırmanın boş zamanlar sayılmadığı o günler gittikçe uzağımızda kalıyor. Bir gün yavaşlamanın kayıplar verdirdiği bu sistem, insanın fıtratına uygun değildir. Tarihimizde yavaşlamaktan övgüyle bahsedilir. Kemal Sayar “Kalp kendisine usulca söylenen her güzel sözü duyar, çünkü sakin olan güzeldir. Yavaşlık sadece hızın azaltılması değil, aynı zamanda bir telaşsızlık hâli.” diyerek güzelliğin tanımını da yapmıştır. Ayrıca sükûnet sahibi kişiler huzurlu kişilerdir. İçteki doygunluk, özü-gürlük sakinlik olarak dışa yansır. Bugün göğü ve doğayı seyretmek, terapi olarak uygulanırken öte yandan hızın içine karışmış bunca benlik, doğada kendisini bulma çabasından vazgeçmiştir. Hız ve haz birbirine bağlıdır. Hızlı olan yutar, derdi ve hüznü unutturur. Eğitici olan hüzün ve dertlerimiz ise hızın içerisinde bizde gereken etkiyi yaratamaz. Zaten keder de zamanın akmaması, ağırlaşması değil midir?

Milan Kundera da bu konuda “Her şey çok hızlı gerçekleştiğinde kimse hiçbir şeyden emin olamaz, kendisinden bile.” diyor. Bugün yaşadığını fark edemediğini söyleyenler az değildir. İnsanlar hayatlarını anlamlandırmak için hazzın peşinde koşmaktan başka bir yolları olduğunu da göremiyorlar. Birkaç yıl sonra yavaşlık sadece bilgelerin tecrübe ettikleri bir şey olabilir. Sıradan insanlar da hızın içinde kaybolup sistemin bir parçası, taşıyıcısı olmaktan kaçınamayabilir. Çocuklara ve doğaya da baktığımızda sakinliği görürüz. Fıtratları tamamen bozulmamış tohumlar mesela... Yavaşlamak, fıtrata uymaktır. Tekrar iyileşmenin ve ayağa kalkmanın ta kendisidir. Hız çağında yavaşlamak bir baş kaldırıdır; tıpkı “gül yetiştiren adam” gibi.


İlgili Haberler

memleketim
Memleketim

Türklerin Almanya serüveni, 31 Ekim 1961’de Türkiye ile Federal Almanya arasında imzalanan anlaşma ile başlamış oldu. 1961’de

Cuma, 27 Ocak 2023

duyurular
Duyurular

Sözleşmeli Bilişim Personeli Sınav Sonuçları Açıklandı

Perşembe, 26 Ocak 2023

baglar
Bağlar

Mevlit töreni, Mevlid okumak ve okutmaktan ibaret değildir sadece. Bunun bir de gelen konukları güzel bir şekilde ağırlama ve

Perşembe, 26 Ocak 2023